IMKB: 60.608Dolar: 1,5155 YTLEuro: 1,9265 YTLAltın: YTL
09 Eylül 2010 Perşembe
Yorumlananlar
Hava Durumu
Ankara10/28 °C
İstanbul8/14 °C
İzmir9/16 °C
Video Galeri
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hayrettin Karaman
Demokrasi ve İslam
27 Temmuz 2010 Salı

Ortadoğu bize (Müslüman kültürü, medeniyeti ve tarihine) ait bir terim değil, Batı'dan bakılarak, Batı esas alınarak yapılmış bir coğrafi taksimin sun'î sonucu. Bizim inancımıza ve kitabımıza göre doğu da batı da Allah'ındır; buralarda yaşayan ve tamamı yaratılış bakımından Allah'a ait olan insanların vazifesi doğusu ve batısı ile bütün dünyada Allah'ın hoşnut olacağı bir yaşama düzeni kurmak, insanların yaratılış amaçlarını hür iradeleri ile gerçekleştirmelerine fırsat oluşturmaktır.

Müslümanlar dünyanın yalnızca doğusunda yer almıyorlar, her yerde Müslüman nüfus var, İslam devletleri de yalnızca Ortadoğu'da değil, uzağında da mevcuttur. Bu sebeple bizim tercih edeceğimiz terim "İslam dünyası, Müslüman ülkeler vb." olmalıdır.

İslam ülkelerinin başta gelen ihtiyaçları nedir?

Bu soruya birçok platformda cevap aranıyor ve farklı cevaplar veriliyor. Bana göre başta gelen ihtiyaç, Müslümanların kendi tarih, kültür, medeniyet değerlerine sadık kalarak, onları bozmadan ve başkalarıyla değiştirmeden çağdaşlaşmalarıdır.

Değerlere sadık kalmak ve çağdaşlaşmak bir arada nasıl gerçekleşir?

Tabii başta bir başka medeniyeti taklit etmemek, onun değiştirici etkisine kapılmamak gerekiyor.

İkinci olarak dinin değişmez ilke ve kuralları, çağın durum ve ihtiyaçları göz önüne alarak yorumlanmalı ve uygulanmalıdır.

Bilim, teknoloji, ekonomi ve askeri güç olarak ötekine muhtaç olmadan ayakta kalabilmek için gerekli tedbirler alınmalıdır.

Yaşayan medeniyetler içinde bir medeniyet olarak İslam medeniyeti, başkalarının anlayıp örnek alabilecekleri veya saygı duyacakları, takdir edecekleri bir formatta dünyaya sunulmalıdır.

Bütün bunların olabilmesi için İslam dünyasında, ister kral, sultan, ister cumhurbaşkanı ismiyle olsun, Batı'nın işbirlikçisi despotlar değil, aklı, ruhu, ahlakı ve ilmi ile Müslüman olan seçilmişler işbaşında olmalı, onların sözü geçmelidir.

Bunun için de şuurlu Müslümanlar, İslam dünyası ölçeğinde işbirliği yapmalı, bir sivil hareket çerçevesinde eğitim ve öğretim yapılmalıdır.

Ekonomi ihmal edilerek bir şey yapmak mümkün olmadığı için yine -öncelikle- İslam ülkeleri arasında ekonomik işbirliğine ihtiyaç had safhadadır.

İçeriden ve dışarıdan vaki olacak engellemeleri bertaraf edebilmek veya etkisini asgariye indirebilmek için de sivil örgütlenmeye, dünyadaki denge unsurlarını kullanmaya ve hukuk çerçevesinde mücadeleye ihtiyaç vardır.

Peki demokrasi bunun neresindedir ve hangi demokrasi?

İslam ülkelerinde demokrasi

İslâm bugüne kadar bilinen ve uygulanan siyasî sistemlerden/rejimlerden birini isim vererek ve tanımlayarak öngörmemiş, emretmemiştir. Ancak bu, her siyasî sistemin İslâm'a uygun düşeceği mânâsına da gelmez. İslâm'ın ortaya koyduğu, iman edenleri bağladığı esaslar, kurallar, amaçlar siyasî sistemlerin de İslâm'a uygun ve meşrû olup olmadıklarını belirlemede yol göstericidir, belirleyicidir. İslâmî siyaset sisteminin ve devletin yapısında, her biri Kur'ân'da defalarca zikredilen ve Kur'ânî anlamları da belli olan şu unsurlar vardır: Tevhîd, itâat, hilâfet, bey'at, şûrâ, emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker, velâyet, mülk, hüküm, adâlet, ehliyet ve emanet. Bunları ihtivâ eden sistemler İslâmîdir.

İslâm devleti veya İslâmî devletin terim olarak farkı oturmuş değildir, bunları ayrı mânâlarda kullanan kimselerin maksatlarını açıklamaları gerekir. Nisbeten oturmuş olan iki terim, İslâm ülkesi devleti ile İslâm devleti veya İslâmî devlettir. Bunlardan birincisi halkının çoğu Müslüman olan, Müslüman nüfusun hâkim bulunduğu devleti ifade etmektedir; böyle bir devletin İslâmî tanımlamasına uyması da, uymaması da vâkî olmaktadır. İslâm devleti veya İslâmî devletten maksat ise devletin temel referansının İslâm olduğu bir yapıdır. Eğer İslam ülkesi (halkının çoğu Müslüman olan bir ülke) kamusal alanı (herkese ait, herkesi bağlayan alanı) İslam'ın emir, yasak, tavsıye ve tercihlerine göre düzenliyorsa burada iki terim (İslam ülkesi ve İslâmî devlet) örtüşmüş olur. Eğer demokrasi laiklik ilkesinden ayrılmayacaksa, devlet bütün dinler ve inançlar karşısında eşit mesafede olacaksa, herhangi bir din kuralı devletin düzenine kaynak olmayacaksa bu demokrasinin İslam ile bağdaşacağı hükmü/değerlendirmesi doğru olmaz. Böyle bir devlet İslâmî olmamakla beraber Müslümanların problem çıkarmadan onun vatandaşı olabilmeleri ve farklı olanlarla birlikte yaşayabilmelerinin vazgeçilmez şartı, "başkalarının hak ve özgürlüklerine, açık ve kesin olarak zarar vermediği sürece" inançların ve din hayatının özgür olmasıdır, kamusal ve özel alanlarda bireylerin dine uygun davranmalarının engellenmemesidir; Türkiye'nin böyle bir demokrasi anlayışı ve uygulamasına ihtiyacı vardır.

Aynı ihtiyacın diğer İslam ülkeleri için de var olduğu söylenemez. Bugün şeriatla yönetildiği iddia edilen, gerçekte ise şeriata aykırı saltanat ve dikta rejimleri ile yönetilen ülkelerde, adına demokrasi demek mümkün ise şöyle bir siyasi sisteme ihtiyaç vardır: Yöneticiler mutlaka seçimle iktidara gelecek ve yine millet iradesi ile iktidardan düşeceklerdir. Halkın iradesi mümkün ise doğrudan, değil ise yine onların seçecekleri temsilcileri vasıtasıyla belirlenir. Halkın iradesi veya yöneticinin tasarrufları İslam'ın değişmez hükümleri ile çatışamaz; çatıştığı halde halkın iradesi egemen olursa o devlet "İslâmî" niteliğini yitirmiş olur.

Peki İslamî devlette farklı inanç ve din sahiplerinin durumları (hak ve özgürlükleri) nasıl olur?

Böyle bir devlette hiçbir kimse Müslüman olmaya zorlanmaz, gayr-i Müslimler kamil manada din özgürlüğünden yararlanırlar. Müslümanlar, herkese açık yerlerde İslam'a aykırı davranışlarda bulunamazlar. Müslüman olmayanlar ise ancak kamu düzenine aykırılık, ülkenin bağımsızlık ve bütünlüğüne zarar verme gibi sebeplerle özgürlük kısıtlanmasına tâbi olurlar; böyle bir sebep bulunmadıkça İslam'a aykırı diye inanç ve davranışlarına müdahale edilemez.

Adına İslâmî dediğimiz bu devlet rejimi (buna İslamî demokrasi diyenler de oluyor) halen laik olmayan İslam ülkelerinde uygulansa, bu ülke halklarının çağdaşlaşmalarına, kalkınmalarına, dünyaya farklı bir medeniyet ve hayat tarzı örneği sunmalarına engel olmaz, aksine buna uygun bir zemin teşkil eder.

İslam ülkelerine demokrasi götürme bahanesiyle oraları işgal edenlerin, bu manevralara aldanarak onların dümen suyuna girenlerin bunları bilmelerinde fayda vardır.

Bu yazı toplam 162 defa okunmuştur
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Anket
Yeni Anayasa Paketi İle İlgili Yapılacak Bir Referandumda Tercihiniz Ne Olur? Evet mi? Hayır mı?
Mail List