IMKB: 59.867Dolar: 1,5080 YTLEuro: 1,9625 YTLAltın: YTL
01 Ağustos 2010 Pazar
Yorumlananlar
Hava Durumu
Ankara16/39 °C
İstanbul8/14 °C
İzmir9/16 °C
Video Galeri
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KÜRD MESELESİ NASIL ÇÖZÜLECEK?
08 Şubat 2010 / 20:41
Bu soruya verilecek cevap, Kürd Meselesinin çözüm yolu-yöntemini, siyasi açıdan da modeli belirleyecektir

Kürd Meselesi Nasıl Çözülecek?

 

Bu soruya verilecek cevap, Kürd Meselesinin çözüm yolu-yöntemini, siyasi açıdan da modeli belirleyecektir. Siyasi ve sosyal hadiselerde sihirli bir formül, toplum mühendisliği projeleri fazla etkili olmaz.

 

Biz Kuzey Kürdlerinin durumu, potansiyeli, talepleri ile muhatabın bakışı, gücü ve uluslararası denge ve Ortadoğu'nun durumu çözümün biçimini de dayatacaktır.

 

Anayasal vatandaşlıktan başlayan, bağımsız Kürdistan hedefine kadar dillendirilen-seslendirilen geniş bir çözüm yelpazesi vardır. Hangi talep realiteye uygun, hangisi şartlarımıza aykırı veya çözümü zorlaştırır?  Bunu bilmek için dünya, Türkiye ve Kürdlerin durumunu iyi tahlil etmek ve isabetli neticelere varmakla mümkündür.

 

Biz Kürdler, Türkiye'nin Kürd coğrafyasındaki sorunlarıyla, Türkiye'deki siyasi iktidar mücadelesiyle olması gerekenden daha fazla ilgiliyiz. Buna mukabil, kendi asli sorunlarımızla, coğrafyamızda mevzi kazanmakla, kültürel ve sosyal açıdan halkımızı, çocuklarımızı eğitmekle az ilgiliyiz. Hele Kürdler arası diyalog, ittifak, Milli Birlik hedefleriyle neredeyse ilgisiz davranmaktayız.

 

Bu bakış açısı ve fiiliyatla belli bir modeli muhataba dayatmak zorlaşmaktadır. Kürdler kendi aralarında netleşmeden, taleplerini rafine etmeden muhatapları nezdinde ve dünya güç dengesinde kendilerine ciddi bir yer edinemezler.

 

Dillendirilen çözümler etrafında düşünerek görüşümüzü dile getirirsek, mahiyeti hakkında da bilgilenmiş olcağız diye düşünüyorum.

 

Anayasal Vatandaşlık Formülü ve Kürdler

 

Bu konu sivil ve demokratik bir Türkiye talebiyle beraber değişik sol, liberal, İslami ve Kürd çevreleri tarafından dile getirilmektedir.

 

Bu çözümü ileri sürenler Kürdlerin coğrafi, milli gerçekliğinden ziyade; Türkiye'deki sistemin dönüşmesi, ırkçı-Türkçü yapının yerini daha ılımlı bir yapıya bırakması, liberal bir Türkiye'yi hedeflemektedirler.

 

Elbette “Türkiye Türkerindir” zihniyeti ve iddiasından uzaklaşıp, fiilen bu ülkede yaşayan herkesi eşit vatandaşlar kabul etme ve kültürel haklarına hürmet etme, mevcut durumdan daha iyi ve ileri bir durumdur. Ancak kadim bir coğrafya, kültür, dil sahibi olan Kürd Milletinin taleplerini karşılamada yetersiz bir çözümdür.

 

Bunun yanında Türkiye'nin belli bir kesiminde-coğrafi alanda çoğunluk olarak yaşamayan, sıradan vatandaşların lehine bir durumdur. Çünkü mevcut yapı külfeti paylaştığında herkesi görürken, nimeti dağıttığında Türk ( daha doğrusu Kafkas ve Balkan göçmeni gayri Kürd Müslüman ve Sünni koalisyonu ile Müslüman olan ve olmayan Yahudi ittifakı), Sünni olanları nazara almaktadır.

 

Kürdler ( bazı sadık Kürdler hariç), Rum ve Ermeni azınlık birçok kurumdan uzak tutulmaktadır. Kamudaki, hariciyedeki, askeriyedeki memuriyetlerden yararlanmaları fiilen, yazılı olmayan kurallar vasıtasıyla engellenmektedir. Ama aidiyetini unutan, asimile olmuş, Türkleşmiş vatandaşlar açısından fazla bir sorun bulunmamaktadır.

 

Anayasal vatandaşlık formülü, Türklerin ülkesinde (Türkiye), Türkçe eğitimle yetişecek fertlerin köken ve aidiyetlerinin fazla sorgulanmadan külfet-nimet dengesi içerisinde hayatlarını idame ettirmeleri esasına dayanmaktadır.  Bu arada kendi kültürel bazı haklarını kullanmaları, hobilerini yaşamalarını ferdi düzeyde serbest bırakmayı, bugünkü fiili duruma yakın bir sistemi öngörmektedir.

 

Azınlık Hakları Kapsamında Kürd Meselesinin Çözümü:

 

Dünyadaki uygulama ve BM ve diğer uluslar arası kurumların sözleşmelerindeki yenilikler kapsamında düşünüldüğünde; Türkiye Kürdlerine-Kuzey Kürdistan Kürdlerine verilecek azınlık hakları, anayasal vatandaşlık haklarından daha ileri ve ihtiyacı karşılamada daha işlevseldir.

 

Azınlıkların kendi dillerinde eğitim görmeleri, kendi okullarını açmaları, dini önderlerini seçmeleri, kolektif haklara yakın ve Türkiye'nin yabancısı olmadığı bir durumdur. Bir farkla ki Türkiye Lozan'da Yahudi, Rum ve Ermeni azınlıkları dini birer azınlık olarak görmüştür. Bu üç azınlığın da belli bir coğrafi avantajları, alan hâkimiyetleri olmadığından, coğrafyaya dayalı birer Milli Azınlık olarak sorun teşkil etmemişlerdir.

 

Ermeniler 1915 yılında sürülmüş ve katliama uğramış olduklarından coğrafi avantaj ve nüfus ile ilgili bir nüfuzlarından bahsetmek, 1926 yılında ve günümüzde de gerçekçi değil. Rumlar da mübadele ile tehlike arz etmeyecek bir orana çekilerek, İstanbul ile sınırlı bir azınlık olarak kabul edilmişlerdir. Batı Trakya Müslümanları ile İstanbul'daki Rumlar için mütekabiliyet esası da kabul edilerek Lozan anlaşmasında zikredilmiştir.

 

Yahudiler ise Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde bir sorun teşkil etmemiş, Birinci dünya savaşında, ikinci dünya savaşında Türkiye'yi bir sığınak olarak görmüşlerdir. Türkiye'nin Müslüman-Sabataist -Yahudi ve Sabatasit olmayan Yahudiler için birinci İsrail olduğunu iddia eden yazar ve araştırmacılar da vardır.

 

Herhalde Türkiye Cumhuriyetini kuranlar ve sahiplenenler, Müslüman Kafkas ve Balkan göçmenleri ile Müslüman olan ve olmayan Yahudi ittifakıdır. Bu coğrafyanın asli unsuru olan Rum, Ermeni ve Kürdler ise dışlanmışlardır.

 

Rum ve Ermeniler için fiziki dışlanmışlık ileri düzeyde iken, Kürdlerin asi kısmı katliama maruz bırakılmış, coğrafya geniş ve kitle de büyük olduğundan geri kalanlarının asimile edilerek Türkleştirilmeleri ve coğrafyaları ile anılmamaları hedeflenmiştir. Kürdlerin Osmanlıda Türkler ve diğer Müslüman unsurlarla ittifak içerisinde olduklarını da unutmamak lazımdır. Bu ittifakı bozan Kürdler değil zikrettiğimiz gayri Kürd Müslüman unsurlar ile Türk-Yahudi ittifakıdır.

 

Bu gerekli girişten sonra bilmeliyiz ki Türkiye ve öncesinde Osmanlının aşina olduğu azınlık; Dini Azınlık, Mezhebi azınlıktır. Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti Milli Azınlık kavramını içerde kullanmamış, dışarıda ise dini-milli azınlık karışımı bir dil kullanarak meseleyi geçiştirmiştir. Zaten bu azınlıklardan biri olan Yahudiler sorun çıkaracak bir konumları ve hakları olmadığından, Rumlar ve Ermeniler de savaşı kaybettiğinden yenik bir durumda dini-azınlık statüsünü kabul etmişlerdir. Nihayetinde Rumlar ve Ermeniler muhatap alınmadan, onlar adına Yunanistan, İngiltere ve diğer batılı ülkeler ile Lozan imzalanmıştır.

 

Kürdler ve Milli Azınlık Kavramı:

 

Türkiye, Milli azınlıklarla ilgili uluslararası düzenlemelere taraf olmaktan kaçınmakta ve bu alandaki sözleşmeleri imzalamaktan imtina etmektedir. Elbette bunun yegâne sebebi Kürd Milleti-Halkı ve Kürdistan coğrafyası gerçeğidir.

 

Kürdlerin ekseriyeti Müslüman Şafii'dir. Kuzey Kürdistan-Türkiye Kürdleri ise Müslüman Şafii ve Alevidir. Dini azınlık formülü Kürdlere uymaz. Kürdlerin ihtiyacı da bu değildir. Kürdlerin ihtiyacı, Kürd Millet gerçeği ve Kürdistan coğrafyasını, Kürdlerin de kendi coğrafyaları üzerinde siyasi iktidarını esas alan bir çözümdür. 

 

Eğer Kürdler Federasyondan daha aşağı bir statüyü kabule razı olursa Milli Azınlık Çözümü üzerinde konuşulabilir. Bu açıdan DTP (anayasa mahkemesince kapatıldı ve mensupları BDP'ye geçti) ve PKK'li bazı yetkililerin Kürdlerin azınlık olmadığı yolundaki bazı demeçleri ve batılıların Kürd Azınlığı söylemine, Türk devleti yetkilileriyle paralel bir tepki vermeleri basiretsizliktir.

 

Türkiye diye tabir edilen coğrafyada en büyük coğrafya-toprak ve nüfus Kürdlerindir. Ancak zikrettiğimiz gibi gayri Kürd Müslüman unsurlar (ki çoğu Balkan ve Kafkas göçmenidir) Türk sayıldığından ve bu unsurlar da ittifak edip iktidarı Türk ismi ile paylaştıklarından Kürdler azınlık olarak gözükmektedir. Türkler de dâhil Türkiye'deki hiçbir etnik gurup Kürdlerden fazla değildir. Bu açıdan Kürdler hem azınlık hem de değildir.

 

Türkiye'deki muhacir Arnavut, Boşnak, Abaza, Çerkez, Pomak, Türkmen vs gibi Müslüman unsurların hepsini Türk saydığımızda Kürdler azınlık, bunları ayrı saydığımızda ise Kürdler en büyük halktır, millettir. Bu unsurların Türk kimliğinde ve Türk olarak tanımlama meselesinde bir sorun görmemeleri ve gönüllü asimilasyonu kabul etmeleri nedeniyle; Kürdleri, Türk olarak tanımlanan bu ittifaka karşı azınlık olarak görmek-tanımlamak siyaseten yanlış değildir. Dünya ve özellikle AB, Batı bunu böyle görmektedir. Çünkü aidiyetini esas alarak Cumhuriyet dönemi boyunca ayaklanan ve halen itirazları her düzeyde süren yegâne halk, millet Kürdler, itirazın yaşandığı yegâne coğrafya da Kürdistan'dır.

 

Onun için Türkiye Kürdlerinin AB ve dünya kamuoyuna karşı Azınlık kelimesinden, söyleminden alınmamaları, ileri bir statü için bu kavramdan istifade etmeleri, Türk devlet ricalinin oyununa gelip azınlık kavramına tepki vermelerinden daha evladır.

 

KÜRD MESELESİNİN TOPRAĞA-COĞRAFYAYA DAYALI ÇÖZÜMÜ

 

FEDERASYON MU, BAĞIMSIZLIK MI?

 

Elbette Kürd Meselesi bir Millet ve Coğrafya meselesidir. Kürdlerin kendi kadim toprakları üzerinde siyasi iktidarını hedeflemeyen bir çözüm kalıcı ve sahici olamaz.

 

Bu noktada Türkiye'nin özel durumu, Kürdlerin yarı yarıya Kürdistan ve Kürdistan dışındaki Türkiye'nin metropollerinde yaşıyor olmalarından kaynaklı sorunlara, Türklerle yapılan evliliklere kadar birçok sorun dillendirilmektedir.

 

Bu söylemin sahibi olan Türk Resmi Çevreleri ve onlar tarafından aklı çelinmiş Kürdlerden başka bu meseleyi sorun gören yoktur. Kürdleri ve Kürdistan coğrafyasını tanımamaktan ve de kasıtlı olarak Kürdlerin Milli davasına zarar vermeyi amaçlayan bu söylemlere fazla itibar etmemek lazımdır.

 

Çünkü Kürdistan'da kahir ekseriyetle Kürdler yaşadığı halde, tarihin her evresinde ve günümüzde de milli, dini ve mezhebi azınlıklar da yaşamaktadır. Kürd halkının da çok sesli ve çok renkli toplum modeline hürmeti vardır. Hüküm ekseriye göre olduğundan Coğrafyanın ismi Kürdistan'dır.

 

Keza, Kürdler başka kavimlerle komşuluktan, evlilikten, başka memleketlere yerleşmekten, başka insanların Kürdistan'da yaşamasından da rahatsız değildir. Kürdlerin tahammül etmediği şey cebren özgürlüklerinin ellerinden alınması ve kendilerine dayatılan insanlık dışı statüdür. Kürdlerin sorunu şu veya bu halk ile değil siyasi iktidarlarla, insanlık fukarası rejimlerledir.

 

Bir Türk'ün Almanya'daki bir Alman ile evliği ve oradaki konumu ne ise bir Kürdün de başkasının ülkesindeki konumu ve statüsü ona benzerdir. Biz din kardeşi olduğumuzdan sorunlar daha az olur ve minarenin boyunu tartışmaktan ziyade, kültürel haklara yoğunlaşırız.

 

Ama Türkiye'yi Türklerin vatanı, Kürdleri coğrafyasız, statüsüz bırakmak isterseniz Kürdler bunu kabul etmez. Türkiye Kürdistan'ı veya doğru tabiriyle Kuzey Kürdistan'daki Kürdlerin coğrafyalarıyla da ilintili bir siyasi statüye kavuşması esası üzerinde çözümler üretilebilir.

 

Nitekim Türkiye Anayasa mahkemesinin HAK-PAR'ın kapatılması davasında verdiği karar ile de tescillendiği gibi Federasyon istemek Türkiye'nin iç mevzuatına aykırı olmadığı gibi, meşhur tabiriyle 'bölücülük' de sayılmaz.

 

Türkiye şartlarında nasıl bir federasyon olur ayrı bir tartışma konusudur. Bence Kürdler Federasyonu savunmalıdır. Federasyondan aşağı bir statüye de itibar etmemelidir.

 

Kuzey Kürdleirnin en örgütlü ve yaygın yapılanması olan PKK ve onun paralelindeki partiler bile bağımsız Kürdistan söylemini terk etmişken, bugünden yarına Bağımsız Kürdistan'da diretmek bana göre de realiteye uygun değil. Ancak her millette olduğu gibi Kürd Milletinin de hayallerine engel olmamız ne doğru ne de mümkündür.

 

Sıdkı Zilan- Yazar

YORUMLAR
em kine
cinar-CARO
evvela azinlik ve asli unsur kavramlarinin tanimini ve gerekliliklerinin karsiliklari nelerdir üzerinden yola cikilmali ve kürtlerin tarihi gercekligi üzerinden hangi statüyle ele alinacagina karar vermek lazim.
08 Şubat 2010 Pazartesi 21:32
Anket
Yeni Anayasa Paketi İle İlgili Yapılacak Bir Referandumda Tercihiniz Ne Olur? Evet mi? Hayır mı?
Mail List