Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Van Mülteci ve Sığınmacı Destek ve Danışmanlık Ofisi'nden Soner Çalış, İran'daki idamların Van'da yaşayan mültecilere olumsuz yansıdığını belirtti.
3 yıldır Uluslararası Af Örgütü'nde mültecilerle ilgili olarak gönüllü çalışma yürüten Çalış, "İdam kaygısı ciddi bir paranoya hali yaratmış kişilerde. Bir çok mültecide müthiş bir güvensizlik hakim" dedi.
1 Şubat 2010 tarihinden bu yana THİV Van Mülteci Ofisi'nde danışmanlık yapan Soner Çalış, ofisin çalışmalarına, mülteci sorunlarına ve İran'daki idamlara ilişkin AKnews'in sorularını yanıtladı.
TİHV Van Mülteci Destek Ofisi hak temelli çalışan sivil toplum kuruluşları içinde durduğu yer itibariyle mülteci ve sığınmacılarla oldukça fazla ilgilemektedir, neler söyleyeceksiniz?
Öncelikle tespitinize ve TİHV'in sivil toplum kuruluşları içinde durduğu yere gönderme yapmak isterim ben de. İnsan hakları temelinde çalışmak ve bu ihlalleri tespit etmek oldukça meşakkatli bir iş, ancak TİHV yirmi yıldır Türkiye'de işkence mağdurlarının tedavisine ve rehabilitasyonuna ilişkin ciddi çalışmalar yürütmektedir ve bu noktada otorite olduğunu söyleyebiliriz. Bu bağlamda mülteci/sığınmacıların da işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını görmüş ve sığınmacıların yaşadıkları hemen her sorunu temel alarak, 1 Şubat 2010 itibariyle İHD ortaklığı ve Avrupa Birliği desteği ile TİHV Van Mülteci ve Sığınmacı Destek ve Danışmanlık Ofisini açmıştır.
Van'da fazla sayıda İran ve Afganistanlı sığınmacı/mülteci bulunmakta. Dolayısıyla sizler çalışma ofisinizde özellikle İran'dan kaçarak Türkiye'ye sığınan sığınmacılarla sıkça karşılaşmaktasınız. Siz İran'daki idamları nasıl yorumluyorsunuz?
İran'daki idamlar esasen bir tıkanmanın yansıması ve devlet erkinin kendi yerini korumak maksadı ile başvurduğu bir yoldur. İran devleti kendileştiremediği, kurduğu rejime entegre edemediği insanları ötekileştirmiştir. Bu ötekileştirme alt anlamıyla devlet erkinin tıkandığı noktaya denk düşer aslında. İran'daki toplumsal yapıya baktığımızda çok net çizgilerle rejim yanlısı olanlar ve olmayanlar olarak iki temel yapı görebiliriz. Devletine biat etmişlerle devletin bir sorunu bulunmamakta, fakat muhalif olanlar ya çok uzun süre tutsak edilmekte ve çok ağır işkencelere maruz kalmakta ya da öldürülmektedirler. Eşcinsel olmanız, komünist olmanız, Kürt ve muhalif olmanız, hakkında "zina" yaptığı iddiasında bulunulmuş bir kadın olmanız veya Fars ve muhalif olmanız, idam edilmeniz veya hapse atılmanız için yeterli gerekçedir.
Sözünü ettiğiniz durumlar ve sonuçları genel olarak bir politikanın sonucu. Peki, sizce İran hükümeti ülkesindeki siyasal ve politik kalkışmaları önlemeye yönelik nasıl bir politika izlemeli, idam dışında ne gibi önlemler almalı ya da neyi değiştirmeli?
Bu noktada aslında karşımıza bir özgürlük sorunu çıkmaktadır. İran'daki toplumsal olayların oluş ve ortaya çıkış nedenlerine baktığımızda karşımıza çıkan şeyin, bir değişim talebinin ve mevcut rejimin hak ve özgürlükler noktasında talep edilenleri karşılayamaz durumunda olduğunu görebiliriz. Bu durum bize sokakta eylem yapan insanın ne istediğini gösterir. Bu noktada İran hükümetinin, ölmek pahasına sokakta olmayı göze alan insanların özgür olma istençlerine ve onların taleplerine dönüp bakması, bu talepler doğrultusunda politikalar oluşturması gerekliliği acildir.
Siyasi önderlerin, kadınların, eşcinsellerin, Kürtler'in, Farslar'ın öldürüldüğü bir ülkeden söz ediyoruz. Bahsini ettiğimiz ülke kendi insanına ölümü ve tutsaklığı dayatan bir ülke. Farklı olarak görülenin yok edilmesi yaklaşımı Faşizme denk düşer ki insanlık tarihi boyunca Faşizm en kanlı, en vahşi tabloları zihnimize resmetmiştir. İşte, değişmesi gereken, tam da mevcut durum ve devletin izlediği politikalardır.
Van'da hakkında idam kararı olan mülteciler vardır mutlaka...
Yani, “şu kadar vardır, şuradalar” deyip hayatlarını tehlikeye atamayız. Ancak şunu söyleyebilirim ki; İran'daki idamlar devam ettiği sürece, her ne sebeple ülkesinden kaçmış olursa olsun, İranlı bir mülteci için değişen bir şey olmayacaktır. Ülkesinden kaçmış olması bile kişi için idam veya çok uzun tutukluluk hali anlamına gelebiliyor çünkü. Soruyu daha genel bir hattan cevaplamak uygun olur sanırım.
İran'dan kaçmak zorunda olan mültecilerin en temel kaygıları, İran istihbaratı tarafından bir şekilde bulunmak ve öldürülmektir. Bu kaygı ciddi bir paranoya hali yaratmış kişilerde. Zaman zaman bu yönlü şikayetler alıyoruz. Örneğin bir kadın mülteci birkaç kez art arda gördüğü ve kendisine baktığını fark ettiği, her hangi bir erkeği İran ajanı zannedebiliyor ve gelip bunu bizimle paylaşıyor. Bir çok mültecide müthiş bir güvensizlik hakim. Kişinin sorununu anlamak adına sorduğumuz her hangi bir soru şüpheyle karşılanıyor. Kişinin davranışlarından bu güvensizliği ve korkuyu hissedebiliyoruz.
Yansıyan bu durumun gerisinde öldürülme korkusu var.
Bizimle birebir konuşmak istemediler, ama size yansıyordur mutlaka idamlar konusunda nasıl bir psikoloji içindeler, neler düşünüyorlar?
Bir şekilde İran'dan ve oradaki idamlardan, ölümlerden haberdar oluyorlar ve korkuları derinleşiyor. Somut bir örnek üzerinden gidecek olursak, İran hükümeti geçtiğimiz günlerde beş Kürt muhalifi idam etti. Yine birkaç gün önce İran Yüksek Mahkemesi on sekiz kişinin idam kararını onayladı. İranlı mülteciler haberdarlar tüm bunlardan ve yaşadıkları hüznü ve acıyı çok net görebiliyoruz. Sürekli bir yas hali içindeler. İnandıkları güvendikleri, yan yana durdukları insanların resimlerini görüyor, isimlerini okuyorlar belki de. İdam edilenler ya da edilecekler, sokakta eylem sırasında öldürülenler "dava" arkadaşları sonuçta.
Bugün edindiğimiz bir haberi paylaşmak isterim sizinle; Bianetin, Uluslar Arası Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünden alıntılayarak yaptığı habere göre, İranlı gazeteci ve aktivistler sokakta, İran istihbarat görevlilerince tehdit edilmiş ve saldırıya uğradıklarını iddia etmişlerdir. Yaşanan her olay sözünü ettiğim kaygıyı ve korkuyu büyütüyor, derinleştiriyor.
Peki burada ne tür sorunlar yaşıyorlar, üçüncü bir ülkeye geçene dek?
Biliyorsunuz ki, Van, İran'a oldukça yakın, sınır kenti. İran'da hakkında tutuklama veya idam kararı verilmiş, siyasi/politik nedenlerden ötürü yaşamı risk altında olan kişiler çoğunluklu illegal yollarla Türkiye'ye gelmekteler. İltica prosedürüne ulaştıktan sonra sığınmacı olarak İç İşleri Bakanlığı tarafından bir uydu kente yerleştirilmekte ve üçüncü bir ülkeye gitmek için gönderildikleri şehirlerde beklemektedirler. Kişilerin karşılaştıkları en temel sorun yaşadıkları şehrin sosyo-kültürel yapısını bilmemeleri ve yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamak noktasında problem yaşamalarıdır.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı olarak İran'da gerçekleşmekte olan idamlara yönelik bir çalışmanız var mı?
Aslında önümüzde yoğun bir süreç var. Hak temelli çalışan kurumlar olarak uzun zamandır, sığınmacıların yaşadıkları sorunları kapalı kapılar ardında, toplantılarda çözmenin yollarını aradık. Gördük ki sorun sokakta, mahallede, bakkalda, markette yaşanmakta, bu insanlar "yabancı" oldukları için bir şekilde yaşadıkları yerlerde de sorunlar yaşamaktadırlar. Tam da bunlar oluyorken, Türkiye'de mülteci alanında çalışan kurumlar olarak, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla bir dizi etkinlik yapmayı planladık. Çalışmalarımız Ankara, İzmir, İstanbul ve Van illerinde başladı.
Ne tür etkinlikler bunlar, idamları nasıl yansıtacaksınız etkinliklere?
Neler yapmak istediğimizden kaba söz etmek gerekirse; konuya duyarlı herkesin katılmasını istediğimiz bir basın açıklaması gerçekleştireceğiz, imkânlar elverirse bir panel ve açık bir alanda mülteciliği, göçü anlatan sinema/belgesel gösterimleri yapmak niyetindeyiz. Tabi ki bu kadar yalın bir etkinlik olmayacak. Tüm bu etkinlikleri yapmaktaki amacımız özellikle Türkiye'de yaşayan sığınmacıların sorunlarına dikkat çekmek. 20 Haziran Dünya Mülteciler günü dünyanın birçok yerinde mültecilerin sorunlarını ve aslında yerinden yurdundan edilmenin, göç etmenin nedenlerini daha fazla konuşmak ve anlatmak için beklide daha çok dinletmek için bir fırsat olarak görülmekte ve görülmelide. Kaldı ki İran'da yaşanan idamları anlatabilmek ve oradaki ölümlere karşı bir tepki oluşturabilmek adına, sokakta yapacağımız her etkinliği çok önemli ve değerli görüyor, mutlaka karşılığını bulacağına inanıyoruz.
Dünya Mülteciler Günü'ne ilişkin hazırlıklarınızda, kimlerden ve ne tür destek görüyorsunuz?
Hazırlıklarımız yeni başlamış olmasına rağmen, İHD Van Şubesi, Mazlum-DER Van Şubesi, Van Kadın Derneği, KESK Van Şubesi ve Van Barosu'ndan aldığımız destek ve tepkiler çok olumlu. İdamlara karşı, hak ihlallerine karşı, insanlar içten içe tepkililer. Yapmaya çalıştığımız şey, vicdan üzerinden oluşan bu iç sesi kulakları sağır eden bir çığlığa dönüştürmek. Tüm bu amaçladıklarımız, mültecileri anlayarak, empati oluşturarak, hem mültecilerle hem de bir birimizle dayanışma içinde olarak gerçekleştirebileceğimiz şeyler. Bir birimize dokunmadan, içimizdeki o vicdan hissinin muhasebesini yapmadan daha yaşanılır, daha özgür bir dünya yaratabilir miyiz? Elbette ki hayır.
İdam edilenler Türk olsaydı, Başbakan Erdoğan 'One minute' der miydi?
Kuşkusuz derdi. Rusya ve Türkiye idamlara tepki konusunda önemlidir. Bu ülkeler en azından bu sert tavrın yumuşatılması önerisinde bulunabilirler. Bu yetkilerinin olduğunu düşünüyorum, idam edilenlerin milliyetleri de önemli değildir, onlar sonuçta insan. Erdoğan İsrail'e gösterdiği 'one minutes' tavrını İran'a da gösterebilir.
Peki batı neden sessiz?
Aslında dünya kamuoyunda ve aktivistlerinde ciddi bir tepki var. İnsanlar oradaki ihlaller konusunda çok duyarlılar ve tepki gösteriyorlar. Ama İran üzerinde esas baskıyı devletler oluşturabilir. Onlar etkin olabilirler. Devletlerin otorite düzeyindeki tepkisi birçok şeyi değiştirebilir. Bir Avrupa kentinde Ahmedinajad'ın katıldığı bir konferansta birçok ülkenin dış ilişkiler yetkilisi salonu terk etti. Bu önemliydi. Devlet düzeyinde konulan bir tepkiydi. Ama tepkileri görmezden geldi. Ahmedinajad'ın oradaki tutumu aslında içerdeki rejimin ne kadar sert olduğunu gösteriyor.
İran'daki idamlara karşı vicdani bir uyanış mümkün mü?
İdamı anlamak için, yalnızca boğazında yağlı urgan olan bir insanın ya da recim edilen bir kadının yerinde olduğumuzu hayal edelim. İnanıyorum ki, o zaman o insanların hikâyelerini, bir şehirde hayalet olmak duygusunu veya sınır tellerinin gerisinde neler bırakmak zorunda kaldıklarını çok daha net anlayacak ve fısıltımızı somut tepkilere dönüştürebileceğiz.
PORTRE / SONER ÇALIŞ
1984 yılında Muş'un Varto ilçesinde doğdu. 1987 yılında ailesi İstanbul'a göç etti. İlk ve orta eğitimini Tuzla'da tamamladı. 2006 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Kimya Bölümü'nden mezun olan Çalış, Uluslararası Af Örgütü Van Grup Koordinatörlüğü ile TİHV Van Mülteci ve Sığınmacı Destek ve Danışmanlık Ofisi Danışmanlığı görevlerini yürütüyor.
Adil Harmancı / AKnews
Karakter boyutu :

TİHV: İran’daki İdamlar Ürkütüyor
26 Mayıs 2010 / 20:28
TİHV Van Mülteci ve Sığınmacı Destek ve Danışmanlık Ofisi'nden Soner Çalış, İran’daki idamların Van’da yaşayan mültecilere olumsuz yansıdığını belirtti.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Kategorinin Diğer Haberleri
Anket
Yeni Anayasa Paketi İle İlgili Yapılacak Bir Referandumda Tercihiniz Ne Olur? Evet mi? Hayır mı?

Mail List







