IMKB: 60.999Dolar: 1,5005 YTLEuro: 1,9295 YTLAltın: YTL
04 Eylül 2010 Cumartesi
Yorumlananlar
Hava Durumu
Ankara11/29 °C
İstanbul8/14 °C
İzmir9/16 °C
Video Galeri
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
CHP’nin Başına Süheyl Batum Gelecek
01 Haziran 2010 / 09:53
Mustafa Yelkenli - Yazar
Ankara- Kemalizm ve resmi ideoloji üzerine çalışmaları bulunan yazar Mustafa Yelkenli, önce Parti Meclisi (PM), ardından Merkez Yürütme Kurulu'na (MYK) seçilen Prof. Dr. Süheyl Batum'un gelecekte CHP'nin yeni Genel Başkanı olacağını öne sürdü.

Türkiye'nin resmi ideolojisi olan "Kemalizm"in yalan ve inkâr üzerine kurulduğunu ifade eden ve Kemalizm'in temel dayanaklarından birinin de Kürtler'in inkârı olduğuna dikkat çeken Yelkenli, “Bu yönüyle AKP Kürt sorunu ve demokratikleşme konusunda Kemalist ideolojiyle bire bir örtüşen bir partidir. Laikçi çevrelerin bu konuda AKP ile çekişmesi sadece halkı manipüle etmeye yöneliktir” dedi.

Yelkenli, CHP'deki yönetim değişikliğinin, köklü bir siyaset değişikliğini değil, sadece kamuoyunda sevimsizleşen Deniz Baykal'ın değiştirilmesine yönelik "bir derin devlet operasyonu" olduğunu savundu. Bununla demokratik bir açılımın değil, klasik ret ve inkâr siyasetinin yeni bir vitrinle sürdürülmesinin amaçlandığını kaydeden ve geçtiğimiz ay, Türkiye'de resmi ideolojiyi sorguladığı "Yalanın Egemenliği" adlı kitabı yayınlanan Yelkenli, AKnews'in sorularını yanıtladı.

Sayın Yelkenli, sizi resmi ideoloji ve Kemalizm'e ilişkin araştırmalarınızla tanıyoruz. Öncelikle resmi ideoloji nedir, bir devlet neden resmi ideolojiye ihtiyaç duyar?

Resmi ideoloji, özellikle totaliter düzenlerde, halk üzerindeki egemenliğini pekiştirmek için egemen kesimlerin yapılandırdıkları bir düşünce sistematiğin, bütün halinde kabul ettirdikleri zihniyettir. Resmi ideolojinin toplum üzerinde egemen olması her zaman şiddet içerir. Bu yönüyle anti demokratik ve insan haklarına aykırıdır. Halkın katılımıyla, bir halk hareketiyle kurulan bir sistemde, önceleri elbette ideolojik bir temel vardır. Ama sonraları sistem yozlaşırsa egemen bir resmi ideoloji de gelişebilir. Ancak Türkiye'de kurulan rejim bir halk hareketiyle kurulmadı. Devleti kuran elit kesimin kendi iktidarını pekiştirmek ve sürdürmek için halka dayattığı ve zorla kabul ettirmeye çalıştığı bir resmi ideoloji gerçeği yaşamın her alanında kendini hissettirmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi ideolojisi nedir, ana hatlarıyla neyi içeriyor?

Türkiye'de resmi ideoloji Kemalist zihniyetin ta kendisidir. Bu ideoloji yalan ve inkâr üzerinde şekillendirilmiştir. Toplum her yönüyle yalanlarla kuşatılmıştır. İnsanın kulağına hoş gelen bütün kavramların içi boşaltılmıştır. Örneğin Kemalist ideolojide "Cumhuriyet" hiçbir zaman evrensel anlamda demokratik bir yapıya dönüştürülmemiştir. Laiklik gerçek anlamda uygulanmamış, aksine din, devletin elinde halkı manipüle eden bir araç haline getirilmiştir. Bir taraftan laikliğe sahip çıkılıyormuş gibi bir görünüm sergilenirken, diğer taraftan din dersleri zorunlu olarak okullarda okutulmakta, diyanet gibi kurumlar devlet eliyle geliştirilmektedir. Devletin önemli bir bütçesi Diyanete aktarılmaktadır.

Milliyetçilik ise kan bağına dayanmakta, ırkçı bir karaktere bürünmüştür. Halk egemenliği denilmesine rağmen, halk siyasal yaşamdan mümkün olduğu kadar uzak tutulmaktadır.
Resmi ideolojinin diğer dayanağı ise inkârdır. Kürt halkının inkârı devletin temel siyaseti olmuştur. Bununla beraber toplumdaki sınıfların varlığı yok sayılarak “imtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz” sözüyle formüle edilmiş, uzun yıllar boyunca yok sayılan emekçiler örgütsüz bırakılmıştır. Örgütlenmeler, sendikalar yasaklanmıştır.

Tüm bunlar resmi ideolojiyi topluma benimsetmek için mi yapıldı?
 
Tabii, bilim dışı olan ve Türkiye'nin somut gerçekliğiyle bağdaşmayan bir ideolojiyi topluma benimsetmeye kalkışmak, ancak şiddet uygulamakla mümkün olabilir. Bu nedenle rejim bir terör rejimidir. Yasaklar üzerine kurulmuş bir hukuk sistemi ve askeri darbelerle, tamamen halkın üzerinde cumhuriyet tarihi boyunca terör estirmiştir. İşkenceler, hapisler, idamlar, faili meçhuller, sürgünler, iskânlar, köy yakmalar 90 yıllık cumhuriyet rejimi boyunca yaşamdan hiç eksilmedi. Sistem askeri darbelerle siyasetin üzerinde bir vesayet oluşturarak her türlü demokratik gelişimin de önünü tıkamıştır. Bu nedenle anti demokratik bir sistemin şiddet uygulamadan uzun süre egemenliğini sağlayamayacağı açıktır.

AK Parti'nin Kemalizm'le ilişkisi hakkında neler düşünüyorsunuz, örneğin sistemden kopuk olduğu söylenebilir mi?

Her hangi bir partinin sistemden kopuk olduğunu söyleyebilmek için onun sistemin ilkeleriyle ne kadar uzak olduğuna bakmak gerek. Kürt sorunu bu konuda turnusol kağıdı gibidir. AKP'nin resmi ideolojiyle yakınlığının olmadığını anlamak için Kürtler'in varlığını kabul etmesi yetmez; bu konuda, Kürt sorununu çözmek konusunda bir irade gösterip göstermeyeceğine bakmak gerekir. Bu yüzden, AKP Kürtler söz konusu olduğunda tam anlamıyla riyakâr bir siyaset izlemekte, Kürt sorununu demokratik yöntemlerle çözmek konusunda bir siyaset üretmekten uzaktır.

Kemalizm'le bu konuda bir ayrışma içinde değildir. Ayrıca tamamen Kemalist zihniyetin eseri olan 12 Eylül darbesinin ürünü olan bu anayasayı değiştirmek için de niyeti olmadığı gibi, Kürt sorununu çözmek için askeri yöntemleri sonuna kadar uygulamada kararlı olduğu görülüyor. Bu yönüyle AKP Kürt sorunu ve demokratikleşme konusunda Kemalist ideolojiyle bire bir örtüşen bir partidir. Laikçi çevrelerin bu konuda AKP ile çekişmesi sadece halkı manipüle etmeye yöneliktir.

Bazı kesimlerin Kemalizm'i bir “aydınlanma hareketi” olarak göstermeye çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aydınlanma hareketi, Ortaçağ'da burjuva düşünürlerinin, o dönemde toplumu daha ileri bir aşamaya götürme konusunda başta bilim, düşünce özgürlüğü ve siyaset alanında verdikleri bir mücadelenin adıdır. Aydınlanma hareketinin özünde düşünce özgürlüğü ve her türlü otoriteye karşı bireyi özgür kılma vardır. Oysa Kemalizm her şeyden önce özgür düşünceye düşman bir ideolojidir. Yasaklarla toplumun gelişimini engelleyen, bireyin özgürlüğünü kısıtlayan, tek parti diktatörlüğünü savunan, bilim üretmesi gereken üniversiteleri Kemalist ilkeleri öğretmekle zorunlu kılan, farklı düşünceleri savunan siyasal partilere izin vermeyen, halkların varlığını inkâr eden, çok kültürlü, çok dilli bir toplumda tekçiliği savunan ırkçı ve faşist bir ideolojidir. Böylesi bir niteliğe sahip bir ideolojiyi aydınlanma hareketi olarak göstermek bilime saygısızlıktır.

Kurtuluş Savaşı sürecinde Kürtler'le işbirliği yapan Kemalistler'in, devleti kurduktan sonraki yaklaşımlarında nasıl bir değişim oldu? Kürt isyanları kimilerinin iddia ettiği gibi batılı devletlerin kışkırtmaları sonucu mu ortaya çıktı, yoksa Kemalist rejimin Kürtlere verdiği sözleri tutmaması, Kürt kimliğini ret ve inkâr etmesine bir tepki miydi?

Birinci Meclis'te toplumun her kesiminden temsilciler olmasına rağmen, Mustafa Kemal hiçbir zaman tek adam esprisinden vazgeçmedi. Meclis'in üstünde tek adam iradesinin olması için çok uğraştı. Bu konuda zaman zaman Kürt milletvekilleriyle de çelişkiler yaşadı. Ancak özellikle Kürtler'in desteğine ihtiyacı olduğu için onlarla iyi geçinmeye de özen gösterdi. Mustafa Kemal'in bütün amacı bir ulus devlet kurmaktı. Ulus devletin yaşayabilmesi için de diğer etnik unsurların asimile edilmesi gerekiyordu. Bu nedenle 1924 anayasasında Kürtlere yer verilmedi. Kürtler bir günde yok sayıldı.

Ama Mustafa Kemal'in hesaplayamadığı, daha önce ulusal anlamda kabul ettiği Kürtler'in bu fiili durumu hiçbir zaman kabul etmeyeceği ve ulusal taleplerinden hiçbir zaman vazgeçmeyecekleriydi. Bu nedenle devlet şiddete başvurmaktan çekinmedi. Kürtler kendilerini inkâr eden Kemalist cumhuriyete ilk kez Şeyh Sait önderliğinde isyan ettiler. Ulusal bir ayaklanma olduğu halde Kemalistler bunu İngilizler'in kışkırttığı bir irtica hareketi olarak dünya kamuoyuna yansıtmaya çalıştı. Ayrıca İsmet İnönü de hatıralarında Şeyh Sait İsyanı'nda bir İngiliz parmağı olduğu yönünde herhangi bir kanıta rastlanmadığını söylemektedir. 

Diğer bütün ayaklanmaların nedeni ise devletin Kürtleri inkâr etmesi ve Kürtler üzerinde imha siyaseti uygulamasıdır. Dolayısıyla Kürt isyanları, kendilerine verilen sözlerin tutulmaması, 1924 Anayasası'nda Kürtler'in varlığının kabul edilmemesi üzerine başladı ve günümüze kadar bu isyanlar devam etti.

Dersim katliamından kurtulan bir ailenin çocuğu olan Kemal Kılıçdaroğlu katliamı gerçekleştiren CHP'nin başına getirildi. Bu ironik durumu nasıl değerlendiriyorsunuz, Kılıçdaroğlu CHP'nin geleneksel çizgisinden bir değişime gidebilir mi?

CHP Kongresi'nde konuşan Kılıçdaroğlu'nun bir kez bile Kürt sözcüğünü ağzına almaması ve Kürt sorununu sadece ekonomik bir sorun olarak nitelendirmesi, CHP'de sadece bir vitrin değişikliğini akla getiriyor. CHP'nin klasik söyleminden vazgeçeceği bana inandırıcı gelmiyor. Kaldı ki, Kılıçdaroğlu kongrenin yapıldığı gün, Hürriyet gazetesi yazarı Soner Yalçın'a 15 sayfalık aile şeceresini vererek Kürt olmadığını, Horasan'dan gelen Kureyşan Aşireti'ne bağlı bir Türkmen olduğunu söylemiştir.

CHP'nin klasik ret ve inkâr siyaseti Kılıçdaroğlu tarafından biraz daha sofistike olarak sürdürülecektir. Kaldı ki bu kongrede, CHP'deki ulusalcı birçok unsur Kılıçdaroğlu'nun listesinden Parti Meclisi'ne girmiştir.

CHP'deki yönetim değişikliği, köklü bir siyaset değişikliği değil, sadece kamuoyunda sevimsizleşen Deniz Baykal'ın değiştirilmesine yönelik bir derin devlet operasyonudur. Bununla demokratik bir açılım hedeflenmiş değil, klasik ret ve inkâr siyasetinin yeni bir vitrinle sürdürülmesi amaçlanmıştır. Zaten Merkez Yürütme Kurulu'na giren ulusalcı, ırkçı görüşleriyle tanınan Süheyl Batum gelecekte CHP'nin yeni genel başkanı olacaktır.

Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz?

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk bunu partisine almıştı, genel başkan yapacaklardı. Daha sonra CHP'de bir kan değişimine ihtiyaç duyulunca kamuoyunda popülerliği yüksek olan Kılıçdaroğlu'nu genel başkan yapıp bir süre sonra da yerine Süheyl Batum'u getireceklerini öngörüyorum. Böyle düşünmemin bir nedeni de anayasa profesörü olması, düşüncelerini iyi ifade eden, kitleleri etkileyebilen biri olmasıdır.

CHP'nin klasik devletçi, Kemalist politikalarından değişime gitmesi ne anlam ifade eder?

CHP'nin böyle bir değişime gidebilmesi demek Kemalizm'in tamamen iflasının tescili anlamına gelecektir ki, bu aşamada bu mümkün değildir. Ancak AKP'yi geriletmek, bölgede oy alabilmek için söyleminde değişikliğe gitmesi, inkâr ve ret siyasetini biraz yumuşatması beklenebilir. Bunun dışında CHP'nin geleneksel siyasetinde köklü bir değişiklik beklemek gerçekçi olmaz.

PORTRE / MUSTAFA YELKENLİ

Mustafa Yelkenli, 1954 yılında Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde doğdu. Diyarbakır Eğitim Enstitüsü'nü bitirdi. Devlet okullarında 30 yıl Fransızca öğretmeni, müdür yardımcısı ve müdür olarak görev yaptı.  2007 yılında emekli oldu. DTP Ankara İl Başkan Yardımcılığı ve  BDP Ankara İl Başkanlığı yaptı. Bilim-kurgu edebiyat incelemesi “Öteki Dünyalı”, “Bir Gün Batımı” adlı romanı, resmi ideolojiyi inceleyen “Resmi İdeoloji ve Türkiye” ile geçtiğimiz ay yayınlanan “Yalanın Egemenliği” adlı kitapları bulunuyor. “Resmi İdeoloji ve Türkiye” adlı incelemesi 1995 yılında Musa Anter ve Basın Şehitleri Birincilik ödülünü aldı. Çeşitli gazete ve dergilerde makaleleri yayınlandı.

Kemal Avcı / AKnews
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Anket
Yeni Anayasa Paketi İle İlgili Yapılacak Bir Referandumda Tercihiniz Ne Olur? Evet mi? Hayır mı?
Mail List