
EMRE ŞAHİN-Taraf
25 Haziran 2010 benim için çok önemli bir gün. Çünkü ilk Kürtçe rüyamı o günün sabahı gördüm. Ailem, ben ve kardeşim daha iyi okullarda okuyup daha iyi koşullarda yetişelim diye, ben altı yaşındayken doğduğum yer Ağrı'dan Kocaeli'ye taşınmış. Biz büyürken de Kürtçeyi evin içinde sadece kavga ettiklerinde ve para meselelerini tartıştıklarında konuşurlardı. Ben anne ve babasının anadili olan Kürtçeyi bilmeyen, Türkçe bilmeyen babaannesiyle henüz doğru düzgün sohbet edememiş ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın varlıklarından övgüyle bahsettiği özel dil kurslarından birine giderek bu eksikliğini gidermeye çalışan, asimile edilmiş bir Kürdüm.
İçimde buruk bir sevinç
25 Haziran sabahı kalktığımda içimde hem büyük hem de buruk bir sevinçle uyandım. Size ilk önce sevincimin neden büyük olduğunu anlatayım. Şu ana kadar Kürtçe dışında iki yabancı dil öğrendim ve bu dillerde rüya görme şansını yakaladım. 2009 Eylül'ünden beri de Kürtçe öğreniyorum, fakat hem pratik yetersizliği hem de tembellikten olsa gerek, Kürtçe bir rüya görebilecek kadar bu dilimi geliştiremedim. Etrafımda Kürtçe konuşulduğunda her şeyi anlamıyor ve çevreme karşı, bilgisizliğimden kaynaklanan bir yabancılık hissediyordum. Halen bu bilgisizliği ve yabancılık hissini tam olarak yenmiş değilim, fakat gördüğüm ilk Kürtçe rüya bana bu konuda büyük bir cesaret verdi. Sevincimin sebebi de bu cesaret ve babaannemle rahatça iletişim kurabileceğime dair inancım.
İlk Kürtçe rüya görüşüm aynı zamanda buruktu ve bunu anlatabilmek için sizle rüyamın içeriğini biraz paylaşmalıyım. Hatırlayabildiğim kadarıyla, gittiğim lisede Kurtuluş Savaşı'yla ilgili bir belgesel izliyorduk ve çevremdekilerle Atatürk hakkında sohbet ediyordum. Hem izlediğimiz belgesel hem de ettiğimiz sohbetler Kürtçeydi ve bunun olması güzeldi. Fakat bu rüyayla lise yıllarımın nasıl Kurtuluş Savaşı ve Atatürk propagandasıyla damgalanmış olduğunu bir kez daha hatırladım. Ne bileyim, keşke ilk rüyamda sadece Kürtçe bir türkü dinleyebilseydim...
Empatiye çağırıyorum
Bildiğiniz gibi AKP, CHP ve MHP gibi birçok siyasi parti, başta BDP olmak üzere birçok kesimin dile getirdiği anadilde eğitim taleplerine, “Türkiye'nin milli birlik ve bütünlüğünü korumak” amacıyla karşı çıkmaktalar. Ben de farklı anadillerde eğitim fikrine olumsuz yaklaşan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını empati yapmaya çağırıyorum. Düşünün ki babaannenizle çeviri yardımı olmadan konuşamıyorsunuz, anne ve babanız Türkçe konuştuğunuzda aksanınız olmasın ve “başınıza birşey gelmesin” diye anadillerini size öğretmiyor ve kaybetmiş olduğunuz anadilinizi vergilerinizle ayakta duran devlet okulları yerine paralı özel kurslarda öğrenebiliyorsunuz. Toplumsal beraberlik ve birarada yaşam, milyonlarca insana anlattığım bu tramvayı yaşatarak sağlanır mı gerçekten?








